BU DEVLETİN BAŞI KİM ?.

 

               Başbakan Recep Tayip Erdoğan, kendini devletin başı olarak görmekte olduğundan, Devlet adına Dersim olaylarından dolayı, Dersim liler den, yani Tunceli halkından özür dilemiştir.

               Bir başbakanın Devlet adına özür dilemesi, bence yakışık almamakta. Başbakan sadece sorumlu olduğu Devletin Başına karşı, yani Cumhurbaşkanına karşı sorumludur. Yoksa Devlet adına özür dilemek, ona düşmemekte. Bu özür dilemede, bence Cumhurbaşkanına karşı da baş kaldırma olarak nitelenebilir.

              Cumhurbaşkanı, kendisine Başbakanlık görevini vermekle, Cumhurbaşkanını alakadar işlere burnunu da sokacaksın dememiştir. Cumhurbaşkanının görevlerine görev tecavüzü yapacaksa, o zaman Cumhurbaşkanının koltuğunda oturmanın hesaplarını yapıyor demektir.

              Cumhurbaşkanı, Recep beye başbakanlık görevini vermişse, “Devleti, kuracağın hükümetle birlikte idaresini yönet” demiştir. Yoksa Cumhurbaşkanını alakalar eden, Başkumandanlık görevine soyun, Devlet adına Cumhurbaşkanının yapması gereken görüşmeleri yap ve Cumhurbaşkanının Devlet adına yapması gerekenleri yap, diye vermemiştir.

              Cumhurbaşkanı,  kendi adına bu görevleri yapacaksın diye, Recep beye bu görevleri vermiş olsaydı, o zaman Büyük Millet Meclisi Başkanının  Cumhurbaşkanı adına, Cumhurbaşkanı yurt dışına gittiği zamanda, vekil Cumhurbaşkanı olması gerekmezdi.

              Buda şunu açıkça göstermekte. Devlet yönetimi  tamam başka yasa ve kurallarla yönetilen bir Cumhurbaşkanlığı makamına aittir. Bakanın yönettiği hükümet ise Cumhurbaşkanının onayladığı bir bakanlar kurulu tarafından, o devletin ekonomik, sosyal ve hukuksal yapısını yönetmekle görevli olan hükümet başkadır.

              Recep bey hükümet olduğu günden beri, nedense astığım astık, kestiğim kestik diktatörlüğünü sergileyerek, hep yükseklerde uçmakta. Kendi görevi olmayan görevlere de tecavüz ederek, adeta bu ülkede tek adam benim havası estirmekte.

             Oda haklı, Sayın Cumhurbaşkanı bir gün olsun kendisine “ Orada dur arkadaş, sen kendi işlerine karış. Bu ülkede Başkomutan benim. Bu devletin en yüksek makamı benim. Beni siyasi çıkarlarına alet etme. Benim işlerime burnun sokma. Devlet adına konuşulacak varsa ben konuşurum, özür dilenecekse de, ancak ben dilerim . Sen asla Devlet adına tarihle yüzleşme yapamazsın. Senin görevin devletin sosyal, ekonomik ve hukuk düzenini sağlamaktır. Sen şimdilik bir hükümet başı, yani bir başbakansın. Çizgileri geçme, vazifen olmayan boyundan büyük işlere kalkışma”  diyerek, nedense ikazında bulunma cesaretini göstermemiştir ve halada gösterme cesaretini de sergilememektedir.

             Tabi, iç de ve dışta Cumhurbaşkanının bu durumu takip edildiğinden, bu konularda Cumhurbaşkanı sınıfta kalmış ve kalmaya da devam etmektedir.

             Nedense bizin Cumhurbaşkanı, Recep bey konusunda suskun olmayı ve ülke ülke gezmeyi sevmekte. Ülkesinde meydana gelen bu gibi konular, onu hiç de alakadar etmiyor herhalde.

             Buda Cumhurbaşkanı ile Başbakanın, hala kankalığının devam etmekte olduğunu göstermektedir.

              Maalesef hal böyle olunca da bu devletin halkı Cumhurbaşkanına şu soruyu rahatlıkla sorar. “Bu Devletin başı kim ?”.

            

             Sokaktaki halk “Mademki başbakan Cumhurbaşkanının görevlerine karışarak, kendi görev alanını ondan üstün görmekte. O zaman bu ülkede Cumhurbaşkanına ne ihtiyaç var ki?.Yoksa odamı başbakandan çekinmekte ?”. Buyur bu vatandaşlara cevap verin. Bu benim düşüncemde değil, sorumda değil. Sokaktaki vatandaş sordu, bende yazdım.

            Bu millet neredeyse AKP. Hükümetleri döneminde, bu Cumhurbaşkanını sadece önüne geleni itiraz etmeden,  imzalayan bir olarak görmekte. Nedense, bugüne kadar ne bir yasa teklifini ret ettiği ve nede kendi görev alanında konuşanlara ve kendi görev alanına karışanlara, cevap verdiği asla görülmemiştir. Buda bana şu sözü hatırlatmakta. “Gelen gideni aratıyor ”.

             Başbakanın doğru olarak bilgilendirilmediği, hatta başbakanın lütfedip de bu konuda araştırma yapmış yazarların, kitaplarını okuyarak doğru bilgi edinmediğini göstermektedir.

             Amaç Atatürk’ün adını ve bu ülkeye hizmet edenlerin adını silmekse, zaten adım adım bu yolda başarı sağlamaktalar.

            Yakında, müritleri oldukları şeyhlerinin adlarını etrafta görmeye başlarsak, bence hiç de sürpriz sayılmaz.

            Ama inancım şudur ki;  Bu ülkeyi 7 düvelden canları pahasına kurtararak, bu bayrağı kanlarıyla sulayanların evlatları, yine o ecdatların evlatları olarak asla canları pahasına müsaade etmezler. Bu hayalle yaşayanlar ise, mutlaka akıbetlerinin 7 düveldeki düşman gibi olacağını bir gün görürüler. Bu vatanın şeyhlere, mollalara verilecek bir karış toprağı olmamıştır ve olamazda.

           74 yıl öncesiyle milletin kafasına karıştıracağımıza, gelin bu AKP. Hükümetlerinin görevi süresince  faili meçhul olmuş birçok cinayetlerin faillerini bulama acizliğini gösterdiği  için ve bu AKP. hükümetleri zamanında kaybolmuş binlerce vatandaşı bulunamadığın için, ayrıca alcık sınırı altında inim inim inleyen halkına, ekonomik acıdan rahatlatamadığın için,  Adaleti sağlayamayarak, korku devleti yaratılmış ve haksız yere hapishanelere atılan ve aylardır hangi suçtan yattığını bilmeyerek, hakim önüne çıkartılmayan asker ve siviller için, senin hükümetin zamanında tavana vurmuş terör yüzünden şehit olan evlatlar için ve senin hükümetin zamanında olan tüm olumsuzluk ve başarısızlığınızdan dolayı bu milletten, hükümet başı olarak özür dilersen, işte o zaman haklı olursun. Senin Cumhurbaşkanını alakadar eden işlerden dolayı Devlet adına, yalan yanlış bilgilerle televizyonlara çıkarak oy ala bilmek için, Devlet adına diyerek özür dilemene kimse inanmamakta. Hatta yurt dışında bile, birçok ülkenin medyası bu özür dilemenin senin görev alanında  olmadığını, sen ancak Cumhurbaşkanını yok sayarak, ülkede tek lider olduğunu göstermek için bunları yaptığını yazarak, sana inançlarının maalesef olmadığını göstermektedirler..

             Kendine güvenen bir başbakan, devletin tüm arşivlerini öncelikle meclisteki milletvekillerine, sonra öğretim görevlilerine ve Tarihçilere, sonrada gazetecilere açma cesaretini gösterirse, işte o zaman o başbakanın konuşmaları ciddiye alınır. Yoksa Devlet arşivlerini saklayan bir başbakanın konuşmaları ve özrü, asla ciddiye alınmaz. Çünkü o başbakan 1926 da idam edilen bir zatı 1937 de idam edildi derse, işte o zamanda bu konularda hiçbir sağlıklı bilgiye de sahip olmadığını gösterir ki, o başbakanın başbakanlığı da tartışılmaya değer.

     Başbakan asla Devlet adına değil, özür dilemesi gerekiyorsa, hükümeti adına milletten özür dilemeli, Adalet ve Kalkınmayı 9 yıldır sağlayamadığından dolayı.

                                                                                           Süleyman Güdül


Yorumlar

Bu Köşe Yazısına Henüz Yorum Yapılmamış.
İlk Yorum Yapan Siz Olun.

Yorum Yaz